.

nerde kalmıştık..

Herkese merhaba! tamam artık tekrar düzenli olarak yazmaya devam edicem, blogumu terketmedim..Bitmek tükenmek bilmeyen bir ders çalışma zorundalığı halinde olduğum için, biraz daha sıkıntılıyım. Gerçi ben istendim bütünlemelere de kalmayı ama bu kadar da olmasındı. 

Bir haftasonuluk kaçış planlarımı da kendi içimde saklı tutuyorum, zamanı geldiğinde dışarı çıkıcaklar.Bütün bu ders çalışma, konserlerde çalışma ve bana çok garip gelen bir de kadıköy maceramdan arta kalan notlarım var. Kadıköy maceram için bkz: fzd:)

η   Daha önce de bahsettiğim gibi ben aslında alışveriş merkezlerinde vakit geçirmenin hiç bi türlüsünden hazetmiyorum "yemeğin açık havada yeneni makbuldür" deyişimi sık sık tekrar edebilirim. Ama geçen hafta sınavdan çıkınca iki elin beni metrobüsten çekmesiyle kendimizi kocaman bi alışveriş merkezinde bulmamız bir oldu.Yemeğimizi yedikten sonra bir iki mağaza gezip yediklerimizi sindirmeye karar verince, ben gezindiğimiz bir mağazaya, bir de mudo'da gezdiğimiz süre boyunca elimden bırakamadığım o elbiseye aşık oldum. 

Mağaza içinde hırkadan bibloya kadar, tuzluk-karabiberlikten cd lere kadar envayi çeşit şeyin biraz da kargacık burgacık bi düzenle satıldığı ama bana yaratıcı ve güzel gelen,  tam emin olmamakla birlikte "The Company". Eğlenceli etiket yazılarına ve kendi tarzına uygun şarkılarla alışverişinizi daha da zevkli kılabilen bir yer.Mesela gittiğinizde "nenem için" yazılı bi hırka görebilirsiniz, ya da "dedem için" yazılı bi yağmurluk.Tam nene işi dediğimiz şeylerin üstüne bu doğrulukta etiketlerin konulması çok komik bence:) Üstelik mağazada çalan cd leri satın alabiliyorsunuz.ve dipnot olarak ucuz!






η Çoğumuz tüneldeki "Kum Saati" ne aşina olabiliriz. Gün içerisinde olanca rahatlatıcılığıyla çalan caz müzik dışarıda oturduğunuzda, Asmalımescit in o güzel ve sakin gündüz havasında daha da rahatlatıcı bi hal alıyor. Bir de eğer uzun bir yürüyüş sonrası tünele varmışsanız biranın buzlu bardakta gelmesi orayı kesinlikle gidilesi ve oturulası kılıyor.




η Fransız Sokağı nı yeniden keşfetmem için bilmeyen bir arkadaşımı görmesi adına oraya götürmem gerekmiş. Dışarıya çıktığımda zamanımın çoğunu taksimde geçirmeme rağmen neden bu kadar zamandır, bazen de Fransız Sokağı na gitmediğimi merak ettim.. ve bunu düşündükten sonra alttaki fotoğrafta gördüğünüz adını bilmediğim ama bana hoş gelen terasse yazılı yerin terasına annemle birlikte atıverdim kendimi. Ondan sonrası twitter ımda şöyle geçer: " Mutluluk; fransız sokağındaki bir mekanın terasında, sohpet kaygısı taşımadan oturup, hafif rüzgarla kendini dinlemeyle eş değer.."   tabi ki mekanda çalan şarkıların güzelliğini de göz ardı etmemek gerek.




η bi iki yazımda da sözü geçmiş bi blog sahibi var kendisiyle okul arkadaşı olsak da arkadaşlığımız büyük ölçüde sanal iletişim yollarından ibaretti:) geçenlerde ileride olası teşekkürlerimi iletebileceğim bişeyler için buluşunca, benim "ara kafe" önerimden çok daha iyi bi alternatif olan "mihrimah sultan" a gittik. Daha önce hiç gitmemiştim. Eski Leb-i Derya'ya giderken Southpark ı hemen geçince kendisi. Teraslı manzaralı bi yer değil ama gayet hoş bir atmosferi var. Açık havada sohpet muhabbet, isteyene nargile gibi güzel şeyleri var.Garsonları biraz garip olabiliyor ama olsun, gidilesi denenesi bir iki sohpet edilesi bi yer.Ve türk kahvesini es geçiniz..



Ve oturangöbek le son dakika güncellememize dayanarak günün şarkısı bu olsun. Siz de bu vidyoyla  Lars Danielsson ı keşfedin ve 30 Haziran'da Akbank Sanat'taki konseri için biletlerinizi alın.



İyi haftalar


öptüm'n

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

gelen giden olur