.

Blogum başı boş, ben hoş, o hoş!

Herkese merhaba!Tam tamına geçen hafta bugün zaman mefumumu, uyku kavramımı ve biyolojik dengemi kaybetmeye başladım ben. Bütün bi hafta boyunca bi iki gün kaçamakla, beni zorlayan bi çeviri ve bi de aslında hiç bi iş yapmamama rağmen beni İFW ye sokan, bütün ağustos ayı dergilerini hatmettiğim bi işim vardı.Ve bi iki günlük kaçış zamanlarımda da çok eğlence, bol juju, bol gülüşmece ve bi kaç marmara vardı.


İstanbul Fashion Week den çıkartılacak en gerçekçi sonuç; erkeklerin kendine yakışanı bulmakta daha başarılı olduğu, ve benim bir elbiseye ruhumu bırakıp eve geri döndüğümdür.




5. Akbank Sanat Kısa Film Festivali başladığı ilk gün tesadüfi bi şekilde ben de oraya kitap okumaya gitmiştim.İstanbul'un o dayanılmaz sıcaklarında birini beklerken sessiz sakin ve buzz gibi kitap okumak istiyorsanız en iyi seçeneklerden bi tanesidir. Ben de kısa film geçmişimin olmadığına kanaat getirip birazcık o yönde bişeyler yapmaya karar verdim. O tesadüfle, festivalin ikinci bölümünün ikinci kısmındaki filmleri izledim. Kısa film enteresan bişey okurum. Filmde olayı verir içini sen doldurursun falan, daha zevkli kimi zaman, daha tatmin edici..




Gittiğimde 3 film izledim ve favorim kesinlikle "Sapak" tı. Zira iki film arasında 14 dakika boyunca diyalogsuz devam eden daha düşündürücü olduğunu düşünerek çekilmiş, fakat overdose dan insanları uyutan filmde itiraf ediyorum ben de uyudum..Sapak daha önce de çeşitli festivallerde gösterilmiş bi kısa film izlenesi ve düşünülesi..


**Bu blog gerçekten jazz havasıyla dolmaya başlayabilir..


Galata Kulesi ne çıkmanın ne kadar kolay ve manzarasının ne kadar şahane olduğunu bilmiyorsanız, mutlaka gitmelisiniz. Giderken taze meyve suyu satan bi yerin yanında minnacık cafemsi yere benim gibi merakla bakıp girmemezlik yapmayın, gidin bakalım nasıl bi yermiş. 




Bu hafta uyumaya zamanım kalmayana kadar tüm iş çıkışlarımda dışarıya çıkıp, cuma akşamı pes edişimi saymazsak, orda burda gezdiğim için bi iki yeni yer keşfettim.


**Bi tanesi gittikçe popülerleşen tünel adidas ın ara sokağındaki Toscana. Aslında asıl çekici kısmı içerisinin dekoru.Kalabalık olmayan ama canlı bi  yer isterseniz, tam karşısındaki mekandan gelen bilindik chillout şarkılarıyla güzel bi yemek yiyebilirsiniz. Zira nedenini anlamadığım bi şekilde sokakta her mekanın müşterisi bol bolken oranın müşterisi iki üç masayı geçmiyor.Ve kendilerine özel şarabını deneyebilirsiniz, yemek öncesi gayet içilesi bi aperatif.




Tabi ben bunların hiç birini tek başıma yapmadım. Bir liste ve o listenin ortağı olanla hop ora hop bura gezdik durduk:)


Ve uzun bi aradan sonra bi pazar albümü.Dün Asmalı da otururken arka masada, adamın o kadar güzel parçaların dinliyolardı ki, ben de dayanamayıpkimi dinliyosunuz acaba diye sordum..Hemen bi kağıda adamın is ve mini albümlerini yazıp elime tutuşturuverdiler. Erik Truffaz- Mask için resme tıktık.




Benim gibi biri özellikle pazar gününe 8 saat başlarsa o hafif çapta huzursuzluk yaratabilir. Ama bu sefer ben de huzursuzluktan eser yok!Aksine bu tempo bende alışkanlık yapsa ki  bence hafif çapta yaptı, içinde o iki günlük kaçamak ve iş çıkışları varsa hiç karşı çıkmam her haftam öyle geçebilir:)


herkese iyi pazarlar


öptüm'n

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

gelen giden olur